Hayat, İlahiyat, Edebiyat…

Archive for the ‘Hikâye-Öykü’ Category

zavallı

Gayri ihtiyari bir durgunluk çöktü üstüne zavallıcığın! Abdest aldı, seccadesini serdi. Bir türlü namaza başlayamadı. Olduğu yerde değil, düşündüğü yerdeydi sanki. Bildikleriyle yaşadıkları birbirine muhalif olunca arada kaldı. Bazen hiç düşünmeden şuursuzca geçiriyordu günlerini… Bazen hesap kitap işlerine bir giriyor, kaybediyordu kendini. Bu işten kazançlı çıkmak zordu bu gidişle. Zaten bilir kişi “ sakın esme, [...]

Karanlık

                                                                                                                                                         İbrahim Agâh Uslu ‘’Uykusuz uykusuz uykusuz uykusuz.  Öyle sanıyorum ki bir gün daha geçti. Bu kendi seçimim, yani yalnız yaşamak.  Bu oda benim en büyük tuvalim. İçine sınırsız şeyler çiziyorum.  Eşyalar demiyorum sadece. Onlar da var elbet ama daha büyüğü, daha güzeli bu odaya karanlıklar çizmek. Sonu gelmez karanlıklar. Şimdi bunu düşünüyordum siz yanıma [...]

Davalı

endülüslü adil İki kişi aşıp duvarlarını mabedin, yanına giriverdiler Davud’un. Korktu, Davud, önce muhafızları, sonra duvarları aşıp geçmelerinden. Halini görünce biri: -       “Korkma. Yok sana karşı bir kötü niyetimiz. Tartıştık anlaşamadık. Aramızda hakça karar veresin diye sana geldik. Öyle bir şey de ki, gönüllerimizde kalmasın şüphe. Çıkar bizi bu yokuştan düzlüğe. Şu benim karındaşımın, 99 [...]

Ayran

Ahmet Muhtar Genç Ayran da içmemiştik ki ayrı düşmeye sebep de neydi durup dururken. Yalnız sözleri geliyordu bazı bazı aklıma. Üzgüntülü zamanlarında efkarlanıp ona buna savurduğu küfürlerin arasından, titiz bir kuyumcu gibi seçtiğim kelimelerinden anlardım kırık dökük: “Yengeyle problemi var gene”, “burs yatmamış”, “babası kızmış”, “finalden çakmış” … Zaten züğürt ve delikanlı ayaklarındaki bir genç [...]

Uzun Hikâye V

Bir Garip Eren Yavaşça ellerini kaldırdı. Semalara açtı ayalarını. Diz çökmüş otururken Halime Hanım, dudakları hızlı ve daha hızlı Rabb’ini andı. Elleri yorgun, titrek, zayıf. Yaşlı nineler nasıl dua ediyorlardıysa, öyle dua ediyordu işte. Tesbihini yeleğinin cebine koydu, seccadesini topladı. Yavaşça doğruldu. Doğruldu derken, yaşlı insanların yarım kambur bedenleri ne kadar doğruluyorsa, o kadar doğruldu [...]

Gönül Çırpınışı

Asuman Mahfi Uykusu kaçmıştı, canı da sıkkındı. Pencereden  etrafa bakınıyordu. Güneş yeni yeni göz kırpıyordu karşı tepeden. Aslında onun için erkendi bu saatler. Hava da ilk bahardan kalmaydı sanki, şubat ayı olmasına rağmen…         Açtı pencereyi, güzelim havayı ciğerlerine kadar çekti, sonra kollarını bağlayıp, artık yaşlanmış olan pencerenin pervazlarına koydu, başını da dayadı, başladı seyre… [...]

Duman

İbrahim Agâh USLU Doğruldu Dursun Abi, gözleri doldu dolmasına ya, bu tufan gibi bir şeydi. İçine gözlerinin ta içine baktım, hüzünden çok nefretin çağıldaması vardı. Cigarasını yakıp yerine yerleşti. Usul usul anlatamaya başladı: Cihat gardaşım… Ama ben onun ağarmış saçlarına dalıp gittim. Yok, yok ağarmamış saçları, üstüne sigaranın sisi çökmüş. Üflediği duman o kadar ağır [...]

Küçük Kız ve Fırtına

Nur Süreyya Bir anda söndü ışıklar… Yağmur başladı, şiddetli bir rüzgar esti,dökülen yapraklar rüzgarın savurmasıyla karıştı birbirine ve her biri, bir yere savruldu. Fırtına yağmur damlalarını kendi gitmek istediği yere götürmek kudretindeydi. Yağmur damlalarının iradesine el koyulmuştu. Sonra kulaklarda da hakimiyetini belli etti,duyulmasıyla birlikte yüreklerde de.. İçleri bir korku saldı. Güzel bir sabaha gebe olabilecek [...]

Sigorta

Ahmet Muhtar Genç             On yedi yaşındaydı. Yetim büyümüş. Küçükken, daha 6 yaşındayken babasını kaybetmiş. Anası, “oğlu okusun da kurda kuşa yem olmasın” diye çok çalışmış. Evlere temizliğe gitmiş, oya işlemiş, zengin bebelerine bakıcılık yapmış, daha neler neler yapmış. Anasının hallerini gördüğü için, çocukluk haylazlıkları akranlarına göre erken bitmiş. Erkenden hayata atılmış o da. [...]

Uzun Hikâye IV

Ruhi Bunalım “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek yarım açık kapıdan sağ ayağıyla Düstur’a adımını attı Safinaz hanım. Latif bey’in kırsalı, kumsalı, saadetiydi Düstur Kitabevi. Ortada usul usul yanan sobanın hafif yalazlanmış ışığı, aralardan süzülerek Safinaz hanımın gözüne çarptı. Kenarda konuşan Akif ve Rasim beyi fark etti: – Selâmünaleyküm, Rasim bey. – Aleykümselâm Safinaz hanım, buyurun içeri gelin, hava [...]

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.