Alaylılık Üzerine
endülüslü adil
Devir Sultan II. Mahmud devri.
Zorbalıklara nihayet vermeyen Yeniçeri Ocağı ve ona bağlı tüm ocaklar büyük bir infialle kapatılır. Halk galeyana gelmiş, Ulema Sultan’ın yanında yer alır. Çok kan akar gerçi, binlerce insan da ölür. Ama on yıllardan beri laçkalaşan Yeniçeri ocağı kapatılır. Halk bu hadiseden o kadar memnundur ki, Vaka-i Hayriye ismini verir.
Amma iş bu kadarla bitmez. Ordunun bel kemiği Yeniçeri Ocağı kapatılınca, bu defa başka sıkıntılar baş gösterir.
Asker lazımdır; anadolu çocuğu silah altına alınır. Bundan sonra resmen de ”her Osmanlı asker doğar”
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu teşkil olunur. Yeni orduya zabit lazımdır.
Zabit ihtiyacının bir kısmı, harbiye mektebinden karşılanacaktır. Bunlar ordunun “mektepli zabitleridir” Düzenli tahsil görmüşlerdir. İcazetleri vardır.
Bundan başka, alayda yeteneği ile öne çıkan eratın da önü açılır. Teskere bırakıp orduda kalmak isteyenler Paşa bile olabileceklerdir. Önlerinde hiçbir engel yoktur. Bu grup subaylar da “alaylı zabitlerdir”
Alaylı zabitler, düzensizdir, askerliğin ilmi boyutundan mahrumdurlar. Biraz başı bozuk, ama kabiliyetli. İcazetleri omadığından biraz mahçup, ve başı öne eğik, ama asi. Mektepli zabitler, mektep bitirmişler, icazet almışlar, düzenli, askerlik ilmine ve fikriyatına vakıflar amma biraz kendilerini beğenmişler.
Alaylılar ve mektepliler arasında bu üslup farkı bir çekişmedir gider.
Osmanlıdan sonra, alaylılık ve mekteplilik tabiri diğer sahalarda da kullanılır. Bir işin tahsilini görmüşler mekteplidir. Dışarıdan kendi gayretiyle bir şeyler öğrenenler de alaylıdır.
Mektepliler, alaylıları, işin tahsilini yapmadıkları gerekçesiyle pek dinlemezler. Bir derecede haklıdırlar da; çünkü alaylılar meraklarının peşlerindedirler. Merak da pek düzenli sayılmaz, biraz maymun iştahlıdır. Her daldan biraz bal alır. Bu da bilgide düzensizlik doğurur.
Kendini yetiştirmiş bir alaylının, memtepliler kadar çok malumat sahibi olması pekala mümkündür!
Alaylılar, mekteplileri, burunlarının büyüklüğünden ötürü pek sevmezler. Evet düzenli bilgileri vardır, etraflıca da bilirler kendi sahalarını… Ama başkalarının da insan olduğunu ve bilginin, sanatın kimsenin tekelinde olmadığını pek kabullenemezler..
Kendini aşmış mütevazi bir mekteplinin, olgun bir sanatkar, ilim ve fikir adamı olması mümkündür.
Bir konuda uzmanlaşanlar da unutmamalıdır ki, klasikleşmiş bir tahsil bir yerde adamı körleştirir. Kitapların yazdıklarından başka gerçekler de vardır, farkedilmeyi bekleyen. Dışarıdan bir göz bu farkedilmemişleri görebilir.
İnsan, sınırlanamayan canlıdır. Sınırlanmamalıdır! Bilgiye, sanata, fikre ve yeteneğe sınır konur mu?
İnsan bildiği her konuda konuşabilmelidir. Elbette ki daha iyi bilenin sözüne de kulak vererek!
Bildiği konuda açılımlar yapmak isteyen kişi de bakış açısını genişletmelidir. Bir başka gözle bakmasını deneyerek!
En Taze Yorumlar