Ahmet Çavdar
İlkokuldan beridir tanıdığım çok samimi iki arkadaşım var, liseden de iki samimi arkadaşım var. Üniversiteye geldiğimde yine iki samimi arkadaş buldum kendime. Şükür buluşturana. Eski arkadaşlardan ayrılıp da üniversitede tekrar arkadaş ortamı oluşturmak zor gelmişti başlarda. Kimse kimsenin yerini tutamaz ama şimdi üniversitedeki arkadaşlarımla da lisedekiler gibiyim. Dost dediğin bir elin beş parmağını geçmezmiş zaten. Öyle olması gerek, bir insan en fazla kaç kişiye zaman ayırabilir ki.
İlkokuldayken bir kızı sevmiştim, lisedeyken de, üniversitede daha olmadı. Önümüzdeki yıllarda yine sevecek birilerini bulurum.
Böyle böyle yaşlanıyorum zaten. Böyle şeyler konuşmayı sevmem, hatta Allah nasip ederde ilerde biriyle evlenirsem ve karımda bu yazıyı okursa umarım anlayışlı olur.
. (İyi okuyun bu paragrafı sonra çıkarabilirim.) Neyse anlatmak istediğim mesele başka. Zamanla sevdiğim kızlar bile değişti, şimdi isimlerini söylesem hiç birbirlerine benzemezler.
Geçen sene yaşadığım yer, çarşıda pazarda beraber dolaştığım arkadaşlarım, öğretmenlerim, kısacası hayatım nasıl değiştiyse okul bitince de değişecek. Askere gidince de aynısı olacak, işe başlayınca da. Sürekli birilerine veda edip birileriyle de tanışacağım. Alışkanlıklarım bile değişecek, kendimi yaşadığım ortama uydurabilmek için değişeceğim. Sevdiklerimden vazgeçip de nefret ettiklerime katlanmam gerekecek.
Belki de fotoğrafçılığı öğrenmeyi bu yüzden istiyorum. Yeni yerlerin fotoğrafını çekmek güzel olabilir. Tabi bunu istemem de Endülüslü Adil’in tavsiyesi de etkili oldu.
İşte bu konargöçer hayat benim hiçbir şeye gereğinden fazla bağlanmamam gerektiğini öğretmeliydi ama öyle olmadı. Şu an İzmir Aliağa’dayım, gündüzleri uyuyup öğle vaktine doğru kalkıyorum. Şu aralar biraz aksatsam da namazlarımı da kılıyorum, düzensiz kahvaltılarım ve yatma vakitlerim var. Yatmadan önce bir saat kadar kitap okuyorum, bazen gündüzleri okuduğumda oluyor. Bir iki saat bilgisayarda oyun oynuyorum, bir o kadar da internette dolaşıp Facebook’da arkadaşlarla konuşuyorum.
Aliağa’daki arkadaşlarımın çoğu üniversiteye gitti. Şu an çağırdığımda benimle dışarı çıkacak bir Muhammet kaldı. Muhammet’de babasının dükkânına bakıyor, o vakit buldukça ara sıra dışarı çıkıyoruz. Fakat Muhammet çalıştığı için bu hafta da en fazla bir kere oluyor. Evet, kendimi yalnız hissediyorum şu anda. Osmaniye’deyken özlediğim İzmir “aslında o kadar da özlenilecek bir yer değilmiş” diyorum. Arkadaşlar yokken şehrinde pek bir anlamı kalmıyor. “Belki de bugün olmam gereken yerde değilimdir” diyorum kendi kendime. Ben artık yarı Osmaniyeliyim. Ve bu yarı hemşerilikler hayatımın her döneminde yenilenecek.
Yorumlar: "Konar-Göçer Hayatım" (1)
Azizim, mahçup ediyorsun beni ya.. karşılıklı etkileşiyoruz ne güzel işte.. Sağolasın..