RSS

Şinasi ve Şair Evlenmesi Üzerine Bir Değerlendirme

02 Eyl

 Emir Sultan Demireşik

Tanzimat döneminin edebi ve fikri açından Osmanlı coğrafyasına bir hareketlilik getirdiği inkar edilemez. Ancak bu ferman, aynı zamanda devletin geleneksel İslamî köklerinden ve değerlerinden de ciddi bir taviz verdiği anlamına gelmektedir.

İbrahim Şinasi, Tanzimat fermanının mimarı Mustafa Reşit Paşa’nın desteği ile Avrupa’ya giden ilk öğrenciler arasında yer almaktadır. İbrahim Şinâsi, Tanzimat döneminin ilk talebelerinden ve Tanzimat düşüncesinin yerleşmesinde çaba sarf eden münevverlerdendir. Ömrünün sonlarında yoğunlaştığı ancak yayınlamaya ömrünün vefa etmediği etimolojik Türkçe sözlük akla getirilecek olursa, Fransa’da kaldığı dönem içerisinde, dönemin Fransa’sındaki milliyetçilik akımından da etkilendiği düşünülebilir. Bu eserin yayınlanamamış olması kanaatimizce Osmanlı ülkesindeki ulusallaşma temayüllerinin daha erken oluşmasına engel olduğundan, toplumun homojenliğini bir müddet daha korumuştur.

Şinasi, eserlerinden ziyade emekleriyle önemli bir aydındır. Osmanlı ülkesinde, ilk sivil gazeteyi o yayınlamıştır. İlk batı tipi tiyatro eseri olan “Şair Evlenmesi” onun kaleminin ürünüdür. Şinasi, gündelik halk dilini edebiyata almıştır. Şinasi’nin yeniliği de Osmanlı ülkesinde noktalama işaretlerini ilk defa kullanan kişi olmasıdır. Bu noktada “Şair Evlenmesi” adlı metnin girişindeki izahlar dikkate şâyandır.

Şair Evlenmesi Hakkında

Şair Evlenmesi adlı eser, iki perdelik bir tiyatro eseri olarak yazılmıştır. Ancak bazı -muhtemelen siyasi- kaygılardan ilk perdesi yayınlanmamış, sahnelenmemiştir. Metin batı tarzı tiyatronun edebiyatımıza girmesi açısından bir ilktir. Ancak o zamanlar, biraz da hakim kültürel yapının etkisiyle, gereken ilgiyi görmemiştir. Dönemin kültürel yapısında iki nokta dikkati çekmektedir: tiyatro geleneğe yabancı bir üründür. Ve metin muhteva bakımından din adamını ve onun şahsında halkın dini değerlerini alaycı bir üslupla tenkit etmektedir. Bu iki nokta, metin halkın anlayabileceği gündelik dilde kaleme alınmasına rağmen, eserin toplumda kabul görmemesi hakkında fikir verecektir.

Şair Evlenmesi, Müştak Bey’in Kumru Hanım’a nikahlanmasının hikayesidir. Müştak Bey Kumru Hanımı istemektedir. Ancak kız tarafı, Kumru Hanım’ın ablası Sakine Hanımı baş göz etmeye niyetlidir. Bu gayeyle imamı ikna ederler. Gelin diye duvağının içinde Sakine Hanımı getirirler. Müştak Bey işin farkındadır. Ama bir şey de yapamamaktadır. İmam çağrılır, imam büyük kızı nikahladığını söyleyerek aileye arka çıkar. Bu sırada Müştak Beyin yakın dostu Hikmet Bey olaya müdahale eder. Kaşla göz arasında imama rüşvet verir. İmam büyük demekle maksadının boyca büyük olduğunu söyleyerek, önceki sözünden çark eder. Müştak Bey umduğuna nail olur.

İmam Tiplemesi Üzerine

Şair Evlenmesi adlı bu oyunda imam, rüşvetçi, ilkesiz, hilekar, kelime oyunlarıyla menfaatine uygun düşen işleri yapmakta sakınca görmeyen biri olarak canlandırılmıştır.

İletişim teorisyeni McLuhan’ın dile getirdiği gibi, çok defa “araç mesajın bizzat kendisidir.” İmam tiplemesi üzerinden yapılan bir karalama girişiminin dini ve dini değerleri aşağılanması şeklinde algılanması doğaldır. İmamların “katıksız doğru”, “yanlışlanamaz kutsal” olduğu yönünde bir iddiamız yok elbette. Ancak eleştirinin yapılma şekli ve ardında gizli niyeti de sorgulamak en tabi hakkımız. Nasıl ki “din adamı”[1] imgesi sorgulanamaz değilse, ona eleştiri yöneltenler de aynı sorgudan masun değillerdir.

Tanzimatla beraber, zihnen batıya dönen Osmanlı aydının gözünde din ve dine ait simgeler[2] kötü tiplemelerle lanse edilmeye başlanmıştır.[3]

İmam simgesi üzerinden din aleyhtarlığı daha sonraki edebiyatımızda da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Mesela Halide Edip’in “Vurun Kahpeye” adlı eserindeki imam tiplemesi, Necip Fazıl’ın da yerdiği “ham yobaz, kaba softa” bir şekilde resmedilmektedir. Aslında Tanzimat’la başlayan bu din adamını karalama yöntemi daha sonra uzun yıllar Türk sinemasındaki dinin kötü takdiminin de temelini oluşturacaktır.

Edebiyat ve sinemadaki din algısı konusuna fazla girmeden son dönemlerdeki din adamı tiplemesi hakkında bir tespitte bulunalım. Yeni nesil genç yönetmenlerin; doğal, yansız, halkın içinden, günahı ve sevabıyla “insan türünden” imam tiplemeleri sanat çevresinde abartılı ve çok zaman haksız eleştirilerin yerini makul bir normalleşme sürecine bıraktığını göstermesi açısından sevindiricidir.

Sonuç olarak diyoruz ki imam ya da din adamının eleştirisi, gerçekçi bakış açısına sahip kimseler tarafından yapılırsa, ya da belki en doğrusu içlerinden birinin yapacağı özeleştiri cinsinden olursa bir anlam taşıyacaktır.¨


[1] “Din adamı” tabiri, aslında iğreti kullanımlardan biri. İslâm’a göre “dinin olmayan adam” kabul edemeyiz. Bu tür bir sınıflama ithal zihniyetin tasnifini yansıtmaktadır.

[2] “Şeair” dersek ne demiş oluruz?

[3] Bu tamamen asılsız sayılamayacak bile olsa, yöntem konusu ciddi bir şekilde tartışmayı hak etmektedir.

About these ads
 
Yorum yapın

Yazar Eylül 2, 2010 in Edebiyat

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 167 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: